sidikli kontesim fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sidikli kontesim fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tango'da Karşılaşma

Bu fotoğrafı çekerken çok heyecanlandım, görür görmez "Aşk" dedim. Sonra kafamdaki ikinci ses konuştu, "ne yani, herkes kendi yolunda yürüyerek aşkı yaşayamaz mı?"  Yaşanır belki, belki başkaları için "herkesin kendi yolunda yürümesidir aşk" bilemedim. 

Read More →

Yeterli


* Fotoğrafın hikayesi; Çok sevdiğimiz birini, -köyde yaşayan, tavuk sesleriyle uyanan, yaşamının son bir yılını pencereden dışarı bakarak, hayaller kurarak geçiren- ziyarete giderken çekmiştik. Arabayı Halim kullanıyordu, baklavalı kahvaltının yolcusuyduk. Şimdi ne Halim burada, ne de ziyaretine gittiğimiz kişi.

Read More →

Pazartesinin hiç olmadığı yer...


* Istranca Dağlarında eminim hiç pazartesi olmuyordur ve eminim oradaki canlılar sendromdan da habersizdirler... Günler var ama adları yok, mevsimler var ama yıllar yok, zaman yok ama vakit var. Yeşil ne tek başına bir yeşil, ne mor tek başına mor, sayısız ton, derin sessizlik... Uzun bir ömür... 

İçimde bir başkalaşım yaşıyorum. Bu şey beni gitgide sessizliğe davet ediyor. Ne yalan söyleyeyim korkuyorum. Her şeyi geride bırakıp gitsek? Daha da ıssız bir yere? "Hadi canım"  diyorum içimden demesine de, biliyorum ki biz istersek, -şimdi değil ama- günün birinde, fikir kendi içimizde yeterli olgunluğa eriştiğinde, ıssız bir kuytu bulup oraya sığınabiliriz. Kimbilir...

Read More →

Anneme giderken gördüğüm


Akşamları iş çıkışı eğer anneme gideceksem, bu yoldan geçiyorum. Kuş sesleri eşliğinde... Güzel oluyor, çok güzel...

Read More →

Yine bir şenlik hikayesi : Edirne Uçurtma Fest 2011

Aslında bu yıl özellikle Heidi ve Janis'in yanımızda olmasını çok arzu ettim, Heidi gelemedi, Janis çok uzakta, bizbize, yeğenler, Sezen, Batı kendimizce eğlendik, yok yok eğlenmenin ötesine bile geçtik. Bir ara şenlik alanında çimlere uzandım, gözlerimi kapadım, çocuk çığlıklarına karışan büyüklerin coşkuları ve bir de en çok duyduğum şu cümle : İpi sal! :)


 Oğuzum uçurtma yaparkene:) 

Oğuzumun kendi elleriyle yaptığı bu şahesere bu sene sahip çıkamadık, çaldırdık. 

 Güzeller güzeli Zeyno...





Günün katılımcıları birarada...

Ve Derviş sayesinde öğrendiğimiz Fesleğen Cafe : çimenlerde coşma mekanı...

Bu masaya sadece yemek yerken oturduk, yemek dışında hep çimlerde, çoğunlukla yalınayak...

En yakın masanın yeterince uzak olduğu bir mekan işte fesleğen, sanırım henüz keşfedilmemiş...


Böyle güzellerle birlikte çimlerde...

Read More →

Akşamüzeri sevdası

Dün akşam için Türkan Sabancı Kültür Merkezindeki tiyatro gösterisine gitme planı yapmıştık Sezen'le. Sonra baktım ben pek kapalı yere girme havamda değilim, eve de gidesim yok, günlerden Ulus Pazarı günü. "Git pazara dolaş şöyle gönlünce çello" dedim. Zaten pazarda dolaşmayı sevmeyen kadın yok sanırım. Gittim, dolaştım, bikaç şey buldum, pazardan çıktım, nereye gitsem? eve mi? Hıh. "Git kız çello Fazlı Abi'nin yanına, iç iki çay, hem giderken orman havası da al, kuş seslerini de dinle". Edirne'de Karaağaç'a gitmek pek keyifli, özellikle motorla, önce iki tarihi köprünün üzerinden geçiyorsun bir kere. Bu iki nehir Edirne'nin şah damarı gibi. Ormanın içinden geçerken orman kokusunu ben ancak motorla yolculuk yaptığımda alabiliyor, kuşların seslerine ancak bu kadar dokunacak kadar yakın olabiliyorum.  Geldim Fazlı'nın yerine, Mualla yeni gelen şemsiyelerin altındaki plastiklere su dolduruyordu, Nurten'e hamile kediyi sordum, kedi doğurmuş ama yavrularını saklıyormuş Nurtenlerden, buraya gelip yemek yiyip gidiyor dedi, Rektörlük bu ayın sonunda yeni binasına geçecek, taşınma hazırlıkları yapıyorlar, acaba rektörlüğün köpeği Cango'da onlarla gidecek mi? Merak ediyorum.

Motorum çok güzel bekliyor beni di mi? 

Teyzenin yanındaki poşetlerde kendi bahçesinden topladığı ıspanaklar var... 

Read More →

Yine bir lokal sabahı

Geçen yıl sabahları işten önceki bir saatim için favori mekanım burasıydı. Bu yıl hala soğuklar devam ettiği için sabah keyiflerine henüz başlayamamıştım. Bu sabah erken uyandım. Oğuz çıktı, sonra ben sıcak suyu ısıt düğmesine bastım, termosuma kahvemi yaptım, motora atladım. Bu bahçenin hemen yanında Dedeman Otelinin inşaatı var, inşaatın sesi yine de kuşların sesini bastırmaya yetmiyor... 



Bu arkadaşın adı 339, lokalde yatıp kalkıyor, tabaklarda arta kalanlardan karnını doyurduğu çok belli. Patisi "beni sev hadi, bırak şimdi fotoğraf çekmeyi" demek istediği için dizimde...

Ben 339 a kitap okuyorum, o dinliyor, gözü uzaklara dalıyor, konu Arabistan'da geçiyor...

Bu bakış; "Seni anlıyorum, anlattıklarınla gerçekten ilgileniyorum, hem ne zamandır bana kimse kitap okumamıştı"

Ah bu Pakize yok mu? Konuyla çok ilgisiz, canı sıkkın, yavrularını arıyor 2-3 gündür, bakılamadığı için yavruları barınağa verildi, yanlış anlaşılmasın, Pakize'de sahipli bir köpek değil.
Yavaş ama çok etkilenerek ilerlediğim bir kitap. İşte bu sabah tam da buradaydım.

Read More →

Ruz-ı Hızır'ın Neşesi

Sabah saat tam 06.10'da evden çıktık, bize 5 km uzaklıktaki Sarayiçi'ne Hıdrellez Şenliklerine gidiyoruz, gözlerden uyku akıyor. Zar zor sıcak yatağımızdan çıktık, hava çok soğuk, yağmur da cabası. Ben içten içe boşuna gidiyoruz, bu yağmurda kimse yoktur nehrin yanında diyorum ama yanılıyorum.  


İstanbul'dan ve Bursa'dan misafirler var, şenliklere gelip yerinde görmek istemişler, hoş gelmişler gelmesine de fotoğraf makineleri muhteşem, benim emektar olympusum çok sönük kaldı yanlarında, hava kapalı ışık yetersiz, net fotoğraflar almak çok zor. İçlerinden seçebildiğim, en net fotoğraflar bunlar ama dilerim bu kutlu günün havasını yine de yansıtmayı başarırlar... 






Bu cilveli bakışlı güzel, onun fotoğrafımı çekersem beni keseceği söylemleri ile tehdit etti, sonra yelkenleri suya indi.

 Bu ellerdeki dallar eve dönüşte henüz yatağından kalkmamış komşuların kapılarına asılacak, sen bolluk bereket getirsin diyerek yataktan çıkıp günü kutlamazsan ben de seni bu yeşil dallarla ele güne rezil ederim.



 Bu fotoğrafı sabahın 06.30 sularında çektiğime ben de inanamıyorum.
Neşe, coşku, heyecan, neşe, hep neşe...

İşte burada düzenlenen şenliklerde insanlar nehirde yüzlerini yıkayarak yazın gelişini arınarak kutluyorlar. Ayrıca kağıtlara dilekler yazılıp suya atılıyor.

Tunca Nehri





Sabah gördüğümüz arabaların sileceklerinde, motorsikletlerin aynalarında, evlerin kapılarında hep yeşil dallar vardı. Sabahın şenliğini biz de annemlerin ve Sezen'in kapısına dallar asarak bitirdik. Anneminki çiçekliydi hem de... :)

Read More →

Günün birinde deklanşöre basınca

Read More →

Yollarda



Pazar sabahı depomuzu doldurduk sonra kuzeni ziyarete gittik. Bu bizim ilk uzun yolumuz oldu. Açık havada kahvaltımızı yaptık, bol oksijen kaynaklı uyku halini yaşadık, sonra yine kurtlar gibi acıktık, yeşil domates yemeği yedik. Neşeliydik, keyifliydik, özgür gibiydik. Fotoğrafları ben çekmedim, motoru kullanıyorum ya, Kelkedi aldı o görevi. Bence çok da iyi iş çıkardı. Aferin ona.

Read More →

Bir yaz tatili gelip geçer Çello'nun başından

Gidiyorum bile diyemedim buradan, yok yok apar topar çıkılan bir tatil değildi aslında. Bu yaz Oğuz ile ayrı ayrı noktalarda geçirmek zorunda kaldık tatil günlerimizi, O Güzelçamlı'ya (Kuşadası) ailesini görmeye gitti, ben yeğenler ve kuzenlerle Güzelyalı'ya (Çanakkale). Benim için Oğuz'un yokluğu dışında her şey tastamamdı, dinlendim, yüzdüm, okudum, bazen kılımı bile kıpırdatmadım, tüm kaslarımın gevşediğini hissettim, tatil zaten biraz da böyle bir şey değil mi? Gelince iki gün süren depresyonumu da yaşayarak tatil sürecimi tamamladım.

Bir yere giderken ille de birşeyler unutulur ya, fotoğraf makinemin şarj cihazını unuttarak ritüeli tamamladım. Yanımda getirdiğim pil neredeyse minimumda çıktı. İşte bu şartlarda aşağıdaki fotoğrafları çekebildim.

Çanakkale'ye geçmek için feribot bekliyoruz.

Bir yaz günü çocukların birbirlerini denize atma yarışına gülümsüyorum.



Kitap okumak için ne şahane bir yer seçimi. Ne zaman okuyan birini görsem içimi tarifsiz bir duygu kaplıyor, hele de bu bir çocuksa...



Karşıda tontiş kolları olan kişi annem, her sabah uzun süren kahvaltıların ardından uzun süren kahve sohbetleri yaptık birlikte.

Bu motorun yanından her gün geçtim, motor 50 cc lik Honda ama üzerindeki yazıya her defasında çok güldüm, neden böyle yazıldığını da kimseye soramadım.



Yanımda okumak için Selim İleri'nin Oburcuk Mutfakta kitabını aldım, nefisti... Kızılcık şerbetlerinden, menekşe şuruplarına, sahlep gecelerinden sofra sohbetlerine leziz bir anı kitabı okudum...





Burası Vahit'in Yeri, Ayazma Plajı, Bozcaada.
Bir sabah atladık arabalara, Güzelyalı'dan yola çıktık. Sırasıyla Yenimahalle, Taştepe, Pınarbaşı, Mahmudiye, Üvecik, Kumburun, Çamoba köylerinden geçip Geyikli'ye vardık ve feribota atladık. Sanıyorum 25 dakikalık bir yolculuk sonrası Bozcaada'daydık.



Vahit'in Yeri'nde yedik içtik, plaja inip denize girdik. Denizde balıklarla birlikte yüzdük, hiç ama hiç denizaltındaki canlılarla bu derece yakın yüzmemiştim, şnorkel kullandım, dakikalarca balıkları izledim, su harikaydı...

Muhteşem Bozcaada sokakları...



Bilenler bilir son dönemde sandalyelere düşkündüm, fotoğraflarını çekip duruyordum, bunları görünce nefesim kesildi... Çok heyecanlandım.


İşte o an siesta yapan bir dükkanın önü, sandalyaler yine harika... Mavinin yanındaki koyu renkli olanın sırt kısmında Aşk yazıyor ...

O sandalyenin neden orada olduğunu öğrenemedim.






Burası Rengigül Sanat Galerisinin önü. Pınar Akarsu'nun suluboya resim sergisi var içeride, harika bir müzik sokağa yayılıyor, kim diye soruyorum, kağıda yazıp elime tutuşturuyor galeridekiler, "Placido Domingo - The Tenors". Sokağın dokusu, resim, uyuklayan kedi, Domingo'nun sesi, rüyada gibiyim...

Ah şimdi gel de burada bir kadehcik rakıyı tokuşturma sevdiğin biriyle.





Oğuz; Belki gelecek yaz, bu turkuaz -beyaz masalarda seninle birlikte oturabiliriz. Tek eksik dediğim gibi buydu benim için, gerisi rüya gibiydi işte...

Read More →

 

Copyright © Kültür Sanat Blog | Powered by Blogger | Template by 54BLOGGER | Fixed by Free Blogger Templates